04 Ocak 2010 Pazartesi
2010'u karşılarken
2010 dilekleri
Anneciğim, yeni bir yılın 3. gününü de geride bıraktık. 2009 çok güzel geçti, en az 2009 kadar güzel bir 2010 geçirmemizi diliyorum. 2009 senin birçok ilkini yaşadığımız bir yıldı, ilk kelimelerin, ilk adımların, ilk denize girişin, ilk defa tattığın tatlar, daha neler neler... 2010'da da birçok ilkimiz olacak, şimdiden hepsinin heyecanını yaşıyorum. Seninle geçirdiğimiz, geçireceğimiz her gün ayrı bir keyif değil mi zaten?...
Prensesim, bu yıl da herşeyden önce sağlık diliyorum hepimize, sağlığımız olduktan sonra sevgimiz herşeye yeter!
Prensesim, bu yıl da herşeyden önce sağlık diliyorum hepimize, sağlığımız olduktan sonra sevgimiz herşeye yeter!
19 Aralık 2009 Cumartesi
Yeni bir yaşa seninle merhaba
Beroşkom, bugün benim doğum günümdü. Yazmaya başlamadan önce geçen sene ne yazdığımı okumak istedim, okudum ve gözlerim doldu. Yeni yaşa giriş duygularımı o kadar iyi anlatmışım ki, bu sene de hepsi geçerli. O zamandan bu yana birlikte 365 gün daha geçirdik. Ama nasıl dolu dolu 365 gün... Her yer sen, herşey sen, etim kemiğim sen! Her akşam sana hayran hayran bakıp, varlığına şükretmekle geçiyor zaman, böyle geçti koskoca yıl. Aynen orada yazdığım gibi oldu, her "anne" deyişinde içim titriyor. Büyülü birşeysin sen benim için ve bu büyünün etkisini hiç kaybetmeyecek olması beni daha da biliyor sana karşı.
Pamuk prensesim benim, ben hep senin yanında olacağım, sevgimin gücünü biliyorum, bu güçle önümüze çıkan her sorunu hallederiz biz. Ben senin için herşeyle herkesle mücadele ederim, mutlu olman için ne gerekiyorsa yaparım. Hep seninim, hep seninleyim...
Bu yaşımda da seninle çok mutlu bir 365 gün geçireceğim, biliyorum yaşama sebebim...
Pamuk prensesim benim, ben hep senin yanında olacağım, sevgimin gücünü biliyorum, bu güçle önümüze çıkan her sorunu hallederiz biz. Ben senin için herşeyle herkesle mücadele ederim, mutlu olman için ne gerekiyorsa yaparım. Hep seninim, hep seninleyim...
Bu yaşımda da seninle çok mutlu bir 365 gün geçireceğim, biliyorum yaşama sebebim...
06 Aralık 2009 Pazar
Bir yatış figürü
Yeni dans figürü
Ondokuzuncu ay da geçti....

Annesinin aşkı, bugün tam 19 aylık oldun. Hızlı hızlı geçiyor zaman, aman lütfen biraz yavaş geçsin, ben hiç doyamıyorum sana:( Hep dediğim gibi günler geçtikçe daha da şeker oluyorsun. Örneğin bugün çok güzel bir ay dönümüydü, babuşla beni o kadar çok güldürdün ki, seninle zaman nasıl geçiyor anlamıyoruz. Artık bazı kelimeleri de çok güzel kullanıyorsun. Anne, baba, yok, dede, aç, mama, ba (düşmek, yani bam olmak demek, kısaca ba:)), gogo (bir oyuncağının adı:))... Kelimeleri söylemenin yanı sıra esas gelişme, herşeyi anlaman aslında, anlattığımız herşeyi anlıyorsun, etrafındaki herşeyi tanıyorsun, kitaplarından gösterdiğimiz şeylerin ne işe yaradığını bize gösteriyorsun (örneğin, diş fırçası, saç fırçası, tabak, bardak, çorap vs). Birçok neden-sonuç ilişkisini çok iyi kuruyorsun.Çoğu zaman bizi, özellikle de babanı bilgisayar başına oturtmak istiyorsun, Youtube’daki Turkcell reklamları favorilerin ve bir de Pınar reklamlarını çok seviyorsun. Bu arada bugün yine bizi şaşırtan olaylardan biri Pink’e olan sevgin:) Müziğe tepki vermeye başladığından beri (ki en az bir senedir) Pink’in şarkıları çok hoşuna gidiyor, bugün de yine Pink’in Funhouse şarkısı seni kendinden geçirdi ve biz sana gülmekten öldük. Resmen kanını kaynatıyor:)
Prenses, biraz da asabiyet durumlarımızdan bahsedelim. Maalesef iyi huylarının yanında bazı kötü huyların da var. İstemediğin birşey olduğu zaman, senin dediğin yapılmadığı zaman kafanı çok kötü şekilde vuruyorsun, eğer açlık, uykusuzluk gibi bir derdin yoksa kontrollü vuruyorsun ancak bir de açsan ve uykusuzsan yani huysuzsan işte o zaman kendine hiç acımadan kafanı önünde neresi varsa oraya vuruyorsun. Bayramda yaptığımız ziyaretler seni çok yordu ve eve geldiğimizde travmatik bir hal aldı. İşte o zaman başını çok kötü vurdun ve alnın günlerce mor kaldı, hatta hala çizgi şeklinde bir çöküklük var, umarım kalıcı olmaz. Acaba terrible two’mu başlıyor yoksa senin karakterin mi biraz sinirli bilemiyorum ama bu durumun çok uzun sürmemesini diliyorum. Böyle anlarda senin dikkatini başka yöne çekmek tek çaremiz oluyor. Biz de bunu uyguluyoruz. Diğer bir sinir olduğun şey ise babanla benim yakın olmamız, kazara birbirimize dokunduğumuzda, sarıldığımızda kıyameti koparıyorsun ve gelip bize, özellikle de bana patlatmaya başlıyorsun. Tam olarak neye kızdığını bilmiyorum, birimizden birini mi kıskanıyorsun yoksa bizim yakın olmamız, seninle ilgilenmeyeceğiz sonucunu mu doğuruyor senin için bilemiyorum ama biz de senin sinir olduğun birşeyi yapmıyoruz:)
Böceğim özetle bayılıyoruz sana....
09 Kasım 2009 Pazartesi
Redbull Güzeli

Tontoşum, evdeki Beren'i nasıl anlatsam bilemiyorum ki, bir anda oturup bebeğine kaşıkla yemek yediren Beren, bir anda kalkıp müzikle dans etmeye başlıyor. Bir anda mutfağa gidip el çabukluğuyla bütün erzakları salona taşıyan Beren, onları orada bırakıp gidip içeride başka bir çekmeceyi boşaltmaya başlıyor. Ya da su içerken birden elindeki suyu atıp, TV sehpasının önündeki çiti çekip, oradaki cihazları kurcalamaya başlıyor. İşte böyle bir Beren var hayatımızda... Her anı sürprizlerle dolu, her anı neşeli ve tarifsiz bir keyif veren bir Beren...Dün gece saat 01.00 olmasına rağmen ortalarda zıplayan Beren için baban, "Redbull güzeli yine kanatlandı" diyordu ve çok haklıydı. Bazen bu enerjiyi nereden bulduğuna inanamıyoruz. Yoruluyoruz ama seninle geçirilen 1 dakika için bile bu yorgunluğa katlanılır. Küçük canavarım benim...
Not: Bu arada bakalım benim elektronik ve marangozluk merakım ve ilgim sana da geçecek mi? Başka bir yazıda bu konulara uzunca değinmeliyim:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

